Parkinson hastalığı hareket ve denge bozukluğuyla karakterize bir hastalıktır. Genellikle 50 yaş sonrasında ortaya çıkar, ancak hastaların % 5’inde hastalığın başlangıcı 40 yaş altıdır. Erkeklerde kadınlara oranla biraz daha fazla görülmektedir.

Parkinson hastalığı dinlenme halinde ortaya çıkan el ve ayakta titreme (tremor), hareketlerde ve harekete başlamada yavaşlama (bradikinezi) gibi belirtilerle seyreden, yavaş gelişen ve ilerleyen bir hastalıktır. Bu belirtilere kaslarda sertlik (rijidite) ve duruş bozukluğu (postural instabilite) da eşlik edebilmektedir. Tremor hastaların % 75’inde ilk belirtidir. Belirtileri yaşlılıkla birlikte ortaya çıkan bazı belirtilere benzediği için doktora başvurulduğunda hastalık çoktan başlamış ve ilerleme göstermiştir.

Hastada belirtiler elde bozuk para sayma, ayakta pedala basma, hareket veya stresle artan titreme, monoton ve hızlı konuşma, yüz ifadesinde donukluk, küçük adımlarla ayak sürüyerek yürüme, yürürken kolların sallanmaması, aniden yere yapışmış gibi kalma (kilitlenme), istenen zamanda duramama, yutma güçlüğü, yazarken harflerin küçülmesi ve yazının okunaksızlaşması şeklinde ortaya çıkmaktadır. Belirtiler başlangıçta tek vücut yarısında görülürken zaman içinde tüm her iki vücut yarısında da görülür. Yukarıda ifade edilen ana belirtilere ek olarak ciltte yağlanma, ortostatik hipotansiyon, depresyon, anksiyete, ağrılı kas spazmları, baş ağrısı, baş dönmesi ve uyku düzensizliği de hastalarda görülmektedir.

Parkinson hastalığındaki esas sorun beyinde dopamin adı verilen kimyasal bir maddenin salgılanamaması yani dopamin salgılayan beyin hücrelerinin hasara uğramasıdır. Dopamin, bilgilerin hücreler arasında iletimini sağlayarak vücut hareket ve dengesinin düzgün olmasını sağlar. Yetersiz dopamin varlığında hastalık belirtileri ortaya çıkar. Dopamin salgılayan bu hücrelerin nasıl ve niçin hasara uğradığı hala kesin olarak anlaşılamamıştır. Ancak Parkinson hastalarının % 10-15’inde hastalığın genetik olduğu ortaya konmuştur.

Parkinson hastalığındaki semptomların ana nedeni beyinde dopamin adlı maddenin eksikliği olduğundan uygulanan ilaç tedavileri bu eksikliği gidermeyi hedeflemektedir. Henüz dopamin azalmasını ortadan kaldıracak bir tedavi bulunamamıştır. Dopamin hücrelerinin hasarını onaracak kesin bir tedavi olmasa da ilaçlar, egzersiz ve fizik tedavi ile hastanın günlük yaşamını kolaylaştırmak, aktif şekilde yaşamını sürdürmesini sağlamak hedeflenir. Dolayısıyla erken başlanan tedavi ve düzenli kontrollerle hastalığın etkilerini azaltmak ve belli bir yaşam kalitesini korumak mümkün olabilmektedir. Hasta ilaç tedavisine yanıt vermiyorsa veya ilaç tedavisine verdiği yanıt azalmışsa cerrahi tedavi yöntemleri denenebilmektedir.